• Av. Demet Güney

BOŞANMADA ÇOCUĞUN VELAYETİNİ ALABİLİR MİYİM?

En son güncellendiği tarih: 1 Şub 2018

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16/10/1991 tarihli kararında “velayet” kavramı şu şekilde tanımlanmaktadır: “Velayet, çocukların bakım, koruma ve çeşitli yönlerden yetiştirilmelerini sağlamak amacıyla ana babanın, çocukların şahıslar ve malları üzerinde haiz oldukları hak, yetki ve ödevleridir.


Çok kısa bir süre öncesine kadar, boşanma ve ayrılık hallerinde, mahkeme tarafından ergin olmayan müşterek çocuğun güvenliği ve ileriye dönük yüksek menfaati gözetilerek, velayetin, daha uygun şartları haiz ebeveyne verilmesi asıl idi. Makalemizin devamında velayetin verileceği tarafın belirlenmesinde mahkemenin özellikle dikkat ettiği hususlar ele alınacak olmakla beraber, şu konuya öncelikle ve önemle açıklık getirmek isteriz:


Güncel kararlarda, mahkeme tarafından yapılan incelemeler neticesinde çocuğun yüksek menfaati açısından bir sakınca görülmediği takdirde ve eşler aksini talep etmedikleri müddetçe, ortak velayet esas olup, velayetin eşlerden birine verilmesi istisnadır.


Ancak ortak velayet hususunda, gönüllülük esastır. Eşlerin, velayetin, eşlerden birine verilmesi konusunda bir talepleri varsa, ortak velayet kararı verilmemektedir.


Ayrıca, önceki tarihli bir karar dolayısıyla, velayet taraflardan birinde olsa bile, “velayetin değiştirilmesi” davası açılarak “ortak velayet” talep edilmesi mümkündür.


Diğer taraftan, tarafların ortak velayet talebi olmakla beraber, çocuğun güvenliği ve üstün yararına aykırı ise velayet eşlerden birine verilmeli, her ikisi de elverişli değilse vasi atanması için vesayet makamına ihbarda bulunulmalıdır.


Buna göre, ortak velayetin söz konusu olmayacağı durumlarda velayet hangi tarafa verilir?

Makalemizin başında belirttiğimiz gibi, ayrılık ve boşanma durumunda, tarafların müşterek çocuklarının velayetinin kimde kalacağı hususunda, çocuğun güvenliği ve ileriye dönük yüksek menfaati özellikle ve önemle dikkate alınmaktadır. Çocuğun yararı; çocuğun bedensel, fikri ve ahlaki bakımdan en iyi şekilde gelişebilmesi ve böyle bir gelişmenin gerçekleştirilmesi için, çocuğa sosyal, ekonomik ve kültürel koşulların sağlanmış olmasıdır. Çocuğun bu konulardaki üstün yararı belirlenirken; çocuk yetişkin biri olmuş olsaydı, kendisini ilgilendiren bir olayda, kendi yararı için ne gibi bir karar verebilecekti ise, çocuk için karar verme makamındaki kişinin de aynı yönde vereceği karar, başka bir deyişle çocuğun farazi düşüncesi esas alınacaktır. Tarafların çocuğa sunabilecekleri imkanlar, düzenli ve huzurlu bir ev hayatının varlığı, çocuğun sağlık sorunları vs gibi özel ihtiyaçları söz konusu ise hangi ebeveynin bu ihtiyaçlarını daha iyi şekilde giderebileceği gibi hususlar mahkemenin karar vermeden önce dikkatle incelediği unsurlardandır.


Bunların yanı sıra, çocuğun yaşı da, velayetin kimse verileceği konusunda belirleyici olabilmektedir.


Çocuğun, doğumundan itibaren 3-4 yaşına kadarki süreçte, annenin özel ilgi ve bakımına ihtiyaç duyması dolayısıyla velayetin, istikrarlı olarak anneye verildiği görülmektedir.


Devamındaki süreçte, 6-7 yaşına kadar, doğrudan anneye bağımlı sayılmamakla beraber annenin özel ilgi ve bakımının, çocuğun sağlıklı bir birey olarak yetişmesi açısından önemli olduğu kabul edilmektedir. Bu yaşlardaki çocuğun velayetinin de çoğunlukla anneye verildiği görülmektedir. Ancak, annenin haysiyetsiz hayat sürmesi, ekonomik olarak çocuğa bakamayacak durumda olması, çocuğun bakımına engel teşkil edebilecek sağlık problemlerinin varlığı gibi durumlar söz konusu ise, velayet babaya verilebilir.


Gerek tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelerde gerekse iç hukuk düzenlemelerimizde, yeterli idrake sahip olduğu kabul edilen çocuklara, kendilerini ilgilendiren davalarda görüşlerini ifade etmeye olanak tanınması ve görüşlerine gereken önemin verilmesi gerektiği öngörülmektedir. Buna göre, yaklaşık olarak 12 yaşından itibaren çocukların yeterli idrake sahip olduğu kabul edilmektedir. Bu yaşlardaki çocuk, eğitim, kültür, yaşam olanakları bakımından nerede yaşamak istediği konusunda bilgilendirilerek, velayet hakkındaki tercihi hakim tarafından kendisine sorulduktan sonra, mahkeme tarafından velayet hususu karara bağlanmaktadır. Ancak, çocuğun seçimi, yüksek menfaati ile kabul edilemeyecek derecede tezat oluşturuyor ise, mahkeme tarafından, velayetin diğer ebeveyne verilmesi mümkündür.


Ayrıca, ortak velayet istemeyen anne-babanın, velayetin kimde kalacağı konusunda anlaşmaya varmış olmaları hallerinde dahi, çocuğun yüksek menfaati açısından kabul edilemez bir durumun varlığını saptanması halinde, boşanan tarafların velayet hususunda vardıkları anlaşmanın dışında bir karar verilebilir.


* Konu hakkında daha fazla bilgi almak ve her türlü sorunuzu iletmek için iletişim bilgilerimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

** Yukarıda yer alan yazı yalnızca paylaşım amacıyla tarafımızca hazırlanmış olup herhangi bir vekil-müvekkil ilişkisi doğurmamaktadır. Bu nedenle hukuki soru ve işlemleriniz için birebir bir hukukçudan destek almanız ve somut olayınız ile ilgili olarak sadece paylaşım ile hareket etmemeniz tavsiye edilir.


*** Sitedeki yazı ve içeriklerin yazılı izin olmaksızın kopyalanması veya başka yerde kullanılması durumunda başta FSEK olmak üzere yürürlükteki ilgili mevzuatlar uyarınca yasal işlem yapılacaktır.


209 görüntüleme

Güncel Yazılar / Makaleler

© 2017 Güney Hukuk Bürosu. Tüm hakları saklıdır.